Ana Sayfa EMLAK SATIŞ OYUKTAŞ Gündem Biyografi Şiirler Ziyaretçi Defteri İletişim Müzik

PEKİN'İN ASİMİLASYON POLİTİKALARI‏
Anasayfa » Gündem » PEKİN'İN ASİMİLASYON POLİTİKALARI‏

Pekin'in Doğu Türkistan'da Asimilasyon ve Ayrımcılık Politikaları
 
Geride bıraktığımız günlerde, Doğu Türkistan modern zamanların en
büyük katliamlarından birine sahne oldu. Aslında bu olaylar, bölgede
ne ilk kez yaşanıyordu, ne de ilk defa bu ölçüde büyük katliamlara
girişiliyordu. Çin Doğu Türkistan'ın işgal ettiği günden beri, yani
yaklaşık iki yüz elli yıldır bölgede sürekli katliamlar ve soykırımlar
uygulamaktaydı. Sadece son yirmi yılda yaşanan birçok hadisenin bile
son olaylardan geri kalır yanları yoktu. Ancak ilk kez bölgedeki
katliamlar dünya kamuoyunda bu denli yer buldu. Bunun başlıca sebebi
ise dünyanın artık eskisi gibi olmamasıdır. Bugün iletişim
imkanlarının ulaştığı seviye Çin gibi bir ülkenin bile bazı şeyleri
ört bas etmesini imkansız kılmaktadır. Bugünkü olayları anlayabilmek
için ise, Çin'in Doğu Türkistan'a yönelik politikalarına göz atmak
gerekir.
Doğu Türkistan'ın yerli nüfusu çok büyük oranda Türk halklarından
oluşur. Fakat bugün çok şiddetli Çin göçünden dolayı durum
değişmiştir. Han Çinlilerinin bu yoğun göçü, yerel halklar için belki
de en önemli sorundur, fakat kesinlikle tek sorun değildir. Bütün Türk
halkları, özellikle de ana unsur olan Uygurlar Pekin'in yoğun baskısı
altında yaşamaktadırlar. Fakat buna rağmen Pekin, 11 Eylül
saldırılarından sonra dünyada oluşan İslamcı terörist imajından
faydalanmak için Uygurları İslamcı teröristler olarak nitelemeye devam
etmektedir. Çin yönetimi Doğu Türkistan'daki sorunların çözümü
konusunda istekli görünmemektedir. Aksine geniş bir asimilasyon
politikasını devam ettirmektedir. Ancak Çin'in bu konuda istekli
olması ve adım atması bu konunun çözümü için şarttır, aksi halde baskı
ve yıldırma politikalarının ve katliamların devamının bölgeyi daha
büyük bir kaosa sürükleyeceği aşikardır. Doğu Türkistan'daki insan
hakları ihlalleri Çin'in bir iç meselesi olarak kabul edilemez. Bu
konu, artık tartışmasız olarak uluslararası bir meseledir ve
katliamların durması için bütün dünya ülkeleri bölgeye bir an önce
gözlemciler göndermeli olayları yerinde incelemelidir.
Bölgedeki en önemli sorunun şiddetli Han Çinli göçü olduğundan
bahsetmiştik. Doğu Türkistan, asırlarca Türk medeniyetinin en
etkileyici bölgelerinden biri olmuştur, yani tarihi olarak bir Türk
bölgesidir. Bölgedeki Han Çinli nüfusu, 1949'da, "Sincan'ın gönüllü
yeniden entegrasyonu"nun hemen ardından, sadece %6'ydı. Bu oran
2001'de %40'a yükselmiştir.[1] Bugün yarıdan fazla olduğu tahmin
edilmektedir. Yani, Çin'in Doğu Türkistan'daki varlığının Rusya'nın
Orta Asya işgali veya İngiltere'nin Hindistan'ı sömürgeleştirmesinden
bir farkı yoktur. Hatta inanılmaz asimilasyon süresi, ayrımcılık ve
insan hakları konusundaki baskılar açısından çok daha kötüdür. Han
Çinlileri çok açık bir biçimde desteklenmektedir. Üretim, ulaşım,
iletişim, petrol ve gaz endüstrilerindeki işlerin beşte dördüne,
inşaat sektöründeki işlerin de onda dokuzuna Çinliler sahiptir.[2]
Ayrıca bu bölgedeki Çinliler, Çin'in herhangi diğer bir bölgesine göre
çok daha gevşek bir aile planlaması politikasından yararlanmaktadır.
[3] Bu, Çin'in amacını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
1998'den itibaren geniş kapsamlı tutuklamalar, yüzlerce idam, hem dini
hem seküler kurumlara yönelik yasaklamalar, işkenceler ve baskının her
türlüsünü içeren bir yöntem kullanılmaya başlanmıştır. Meşhur Barın,
Kulca gibi çeşitli katliamlarsa zalimlik bakımından son olaylardan
geri kalmamaktadırlar.. 2001'den beriyse baskı maksimum noktaya
ulaşmıştır. Öğrencilerin ibadet etmeleri, Ramazan'da oruç tutmaları
resmi olarak yasaklanmıştır. Sadece Kuran bulundurmak tevkife uğramak
için yeterli bir sebep haline gelmiştir.[4] Ayrıca eğitim tamamen Han
kültürüne ve siyasetine hizmet eden bir hale gelmiş, Çince tek resmi
eğitim dili olmuştur. Türk halklarının dilleri eğitimden tamamen
çıkarılmıştır.[5] Han Çinlileri ile Türk hakları arasındaki gelir
farkı ise uçurum düzeyine gelmiştir ve günden güne de artmaktadır.
Doğu Türkistan'ın sanayi ve ticaret merkezi olan Urumçi, modern yapısı
ve gökdelenleriyle göz kamaştırmakta, ancak bu şehrin nüfusunun
yaklaşık %90'ını Çinliler oluşturmaktadır. Çin ekonomisinin son
yıllardaki akıl almaz büyümesinden nasiplenen sadece Çinliler
olmaktadır.
Doğu Türkistan'da tarım ölmek üzeredir. Su kaynakları azalmakta,
çölleşme Turfan ve Hoten'de yayılmaktadır.[6] Bunların sebepleri,
Çin'in Doğu Türkistan'ı bir labaratuvar olarak görmesi ve her türlü
biyolojik, kimyasal, nükleer denemeleri için bu bölgeyi kullanmasıdır.
Bölge dünyada kanserin en yoğun olduğu yerlerden biridir. Ayrıca Burma
ve Afganistan'dan ithal edilen eroinin fazla kullanımı sebebiyle
bölgede Çin'in diğer bütün bölgelerine göre çok daha yüksek oranda HIV
vakasına rastlanmaktadır.[7]
Pekin esas olarak üç siyasa izlemektedir. İlk olarak sürekli artan
Çinli nüfus oranıyla kültürel asimilasyonu sağlamak. İkincisi, daha
önce söylenenlere ek olarak; camileri kapatarak, Kuran okunmasını
yasaklayarak İslam kültürünü tam olarak yok etmek. Son olarak ise
diğer devletlerin Uygurlar'ı desteklemelerini önlemek.[8] Ancak sorun
gün geçtikçe daha çok uluslararası bir hal almaktadır. Doğu
Türkistan'ın esas destekçileri; Orta Asya, Türkiye, Almanya, A.B.D
gibi ülkelerdeki Uygur diasporalarıdır. Çin'in üç yüz binden fazla bir
Uygur nüfusuna sahip olan Orta Asya devletlerine yoğun baskısı devam
etmektedir. Çin'in baskıları sadece Orta Asya devletlerinde değil
Türkiye üzerinde de etkili olmaktadır. Bugün Dünya Uygur Kurultayı
Başkanı ve batı dünyasının insan hakları savunucusu olarak tanıdığı,
Nobel Barış Ödülü adayı Rabia Kadir'in Türkiye'ye girişi yasaktır. Her
şeye rağmen diaspora ve insan hakları örgütleri özellikle son yıllarda
seslerini daha çok duyurma imkanı bulmaya başlamışlardır
Buna karşın Çin bütün Uygurları terörist olarak etiketlemek için çok
yoğun bir çaba içindedir. Swanström İslamiyet'in Çin tarafından
"Sincan"daki ayrılıkçı hareketlerin ana sebebi olarak görüldüğünü
iddia etmektedir.[9] Fakat Çin'in bu tezini gerçeğe uygun görmek
safdillik olacaktır. Çünkü, bilindiği gibi, Çin ciddi bir Müslüman
Çinli (Dungan) nüfusa da sahiptir. Çin yönetiminden kaynaklı olarak
hiçbir sayı kesin olarak bilinemese de, Müslüman Çinli nüfus yirmi
milyon ile kırk milyon arasında bir yerde tahmin edilmektedir. Bu
Müslüman Çinlilere karşı ise herhangi bir yaptırım, baskı ve
asimilasyon politikası görülmemektedir. Yani, idrak etmenin çok zor
olmadığı gibi, Doğu Türkistan'daki sorun Pekin'in kafasında, dini
olmaktan ziyade etnik bir mevzudur. İslam, ayrılıkçılığın ana sebebi
olmaktan ziyade, Pekin tarafından Uygurları radikal teröristler olarak
etiketlemek amacıyla kullanılmaktadır. Bu anlamda 11 Eylül Pekin için
altın bir fırsat olmuştur. Uygur ayrılıkçılarının dış İslamcı ağlar
tarafından desteklediğine yönelik hiçbir kanıt yoktur. Taliban etkisi
iddiaları ise tamamen desteksizdir. Kısa Çin-Afgan sınırındaki dağ
geçidi olan Wakhan koridoru Taliban karşıtı kuzey ittifakı tarafından
kontrol edilmektedir. Yani Taliban ile herhangi bir temas söz konusu
değildir.[10]
Çin baskısının Uygurlar arasında İslam kimliğini güçlendirdiği ise
tartışmadan uzak bir gerçektir. Fakat burada, İslam Uygur
hareketlerine bir kaynak olmaktan öte çaresiz halk için bir sığınak
olarak ortaya çıkmaktadır. Nankivell'in makalesinin başlığında
(China's Muslim Seperatists: Terrorists or Terrorized?) sorgulandığı
gibi, Uygurlar terörist değil, Pekin tarafından marjinalize ve
terörize edilmeye çalışılan bir halktır. Bunun bir sonucu olarak ise
bölge, ikinci bir uluslararası faktör olarak, İslamcı eğilimlerin
ilgisini çekmeye başlamıştır. Uygur hareketinde etkili olmaya başlayan
birinci uluslararası faktör ise bütün dünyada kimlik politikalarının
yükselen küresel gücüdür.[11]
Çin bazı göstermelik yatırımlarla uluslararası kuruluşları yanıltmaya
çalışmaktadır. Bu yatırımlardan yalnızca Han Çinlilerinin
yararlandığını tahmin etmek zor olmayacaktır. Fuller ve Star'ın
söylediği gibi bu çeşit yatırımların amacı "Sincan"ın geniş Çin
sistemine tam ve eşit katılımını sağlamak değil, uzun vadede bölgenin
Çin siyaseti, ekonomisi ve toplumuna tam olarak asimile olmasını
sağlamaktır.[12] Ayrıca Pekin böl-yönet yöntemiyle Uygur olmayan Türk
halklarına sıcaklık göstermekte, onları bölgede oluşması muhtemel
pekişmiş bir Uygur kimliğinin ortaya çıkışına karşı koymaları için
cesaretlendirmektedir.[13]
Son olarak Doğu Türkistan'ın Çin için neden bu kadar önemli olduğuna
değinmek istiyorum. Cevap her emperyalist harekette olduğu gibi basit:
sahip olduğu kaynaklar nedeniyle. Bundan da öte bölge Çin'in Orta
Asya'ya açılan kapısı konumunda. Bölgenin 3.3 milyar ton petrol ve
1.16 trilyon küp gaz rezervlerine sahip olduğu tahmin edilmekte.[14]
Aslında en önemlisi Çin'in şiddetli bir şekilde ihtiyaç duyduğu ve her
geçen gün daha çok ihtiyaç duyacağı, enerji kaynaklarının Çin'e
aktarımında Doğu Türkistan'dan başka seçeneği olmaması. Gerek Hazar
Havzası'ndan gerekse Rusya'dan gelmesi muhtemel boru hatları Doğu
Türkistan'dan Çin'e giriş yapmak zorunda. Bu da Çin'in bölgede
güvenliğe ne kadar ihtiyacı olduğunu ortaya koyuyor.
Kısaca, Doğu Türkistan uzun yıllardır çok geniş bir asimilasyon, baskı
ve ayrımcılık politikasını yaşamakta. Çin, Doğu Türkistan'daki
sorunları barışçı yollarla çözmektense Han azınlığını ve doğal
kaynakları korumak (!) ihtiyacı hissediyor. Bölgenin otonomisi sadece
kağıt üstünde kalmışken, Çin'in zorbalık ve katliamları gelecek için
ümit vermekten çok uzak. Ancak ve ancak uluslararası organizasyonlar
ve diaspora, bu vahşi insan hakları suçlarına dünya kamuoyunun
ilgisini yeterince çekebilirse sorunların çözümünde ve Doğu Türkistan
Türk halklarının zulümden korunmasında adımlar atılabilir. Olayların
en temelinde dil (eğitimde) ve din özgürlüğünün olmamasının yanında
bölgeye her gün yeni Han Çinlileri'nin yerleştirilmesi yatmakta. Tabi
ki bu yerleştirme beraberinde yerel halkların ekonomiden ve her türlü
toplumsal alandan dışlanmasına neden oluyor. En ufak bir tepkide ise
en temel insan hakkı olan yaşama hakkı bile elinizden bu kadar kolay
alınabiliyor.

Tür : Gündem Tarih : 10.07.2009
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Sık kullanılanlara ekle
  • KISSASAN HİSSE
  • TÜRKÜN BÜYÜK ZAFERİ
  • PEKİN'İN ASİMİLASYON POLİTİKALARI‏
  • Türkistan kan gölü!
  • GAZZE DRAMINDA TÜRKİYEYİ GÖRMEK..
  • ERMENİ DİYE KİME DENİR?
  • Türk kimdir?
  • Mortgage `herkes için` başladı
  • İşte Mortgage!
  • Kıbrıs Davası

  • TÜRK TARİHİ
    TARİHTE BUGÜN
    TÜRK MÜZİĞİ
             

    © Bu sitenin her hakkı Güven ALTAY'a aittir.
    Ana Sayfa | Biyografi | Resim Galerisi | Bana Ulaşın | Site Haritası  
    Site Çözünürlüğü 1024x768 Pikseldir